Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- yazmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.

13th Nisan 2014

Bağlantı

http://www.youtube.com/attribution_link?a=QcbWodro1Kc&u=/watch?v=AIIovpUQiro&feature=share →

kafa dumanlıyken rast geldim bu şarkıya. sözlerini anlamadığım halde içime o kadar derin işledi ki mahvoldum. hatırlamak istemeyeceğim ne kadar anı varsa hepsini teker teker hatırlattı. sonra sözlerine bakma gafletinde bulundum.hani bazı şarkılar vardır lan bunu ben yazdım galiba dersiniz. bu dünya da yalnız değilmişim benim gibi başkaları da varmış dersiniz ya. işte bu şarkıda ben onu gördüm. bu şarkıyı yazanın da bu şarkıyı yazdıranın da söyleyenin de amına koyim.

hiç fark etmez ne zaman döneceğin
hayatta kalırım, yaşadıkça öğreniyoruz
seni düşünüyordum bebeğim
şafağın ilk ışıkları ve tüm hüznümle
gece gündüz, hep seni özlüyorum

seni düşünüyordum bebeğim
neredeyse aklımı yitirecektim
gel benimle yaşa

hiç fark etmez, ister kazan ister kaybet
derdin ortasına doğunca hüznü hep yaşıyorsun

seni düşünüyordum bebeğim

bu beni neredeyse delirtiyor, çocuk
sen yokken hiçbir şey yolunda değil
sırf yakınımda olman için her şeyimi verirdim
sana bir mektup yazıp anlatmaya çalıştım
ama sen bir türlü samimi olduğuma inanmıyorsun

seni düşünüyordum bebeğim…

planlar ve hesaplar, ümitler ve korkular
bunca yıldır yok saydığım hayaller

seni düşünüyordum bebeğim, benimle yaşadığını, şey…
seni düşünüyordum bebeğim, o kadar istiyorum ki… çocuğum

sen yokken hiçbir şey yolunda değil
sırf yakınımda olman için her şeyimi verirdim
sana bir mektup yazıp anlatmaya çalıştım
ama sen bir türlü samimi olduğuma inanmıyorsun
seni düşünüyordum bebeğim, seni yanımda istiyorum.

4th Nisan 2014

Gönderi

SA sevgili milena.

çok yalnızım. Başlarda iyi geliyordu bu meret omuzlarında hiç bir yük hissetmemek iyi bir duyguydu. Ama içine söz geçirememek diye bir şey var. bu iç tam olarak nerede bilmiyorum. kalp mi ? değil. Kalp değil çünkü kalbim acımıyor. o öyle kendi çapında atmakla meşgul. beni veya seni düşündüğünü sanmıyorum. ama iç diye bir yer kendim kendime ne kadar engel olsam da içim çok özlüyor. bu salt acının sebebinin sadece sen olduğunu söylersem sana haksızlık yapmış olurum. Dünyada ki herkesin bu acıda parmağı var. sen varken kendimi o kadar inandırmışım ki o var bana bir şey olmaz ben yalnız kalamam cümlesine yokluğuna alışamamın temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. çünkü seni hayatımın her yerine koymuşum başkasına ihtiyaç duymamışım. Şimdi sayende insanları sevmiyorum. onlarla konuşamıyorum. onları sevindirecek ya da kendimi sevdirecek bir şey yapamıyorum. neden ? içimden gelmiyor. bak yine iç dedim bu iç tam olarak neresi bilmiyorum. O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ya hiçbir şeyden korkmuyordum ya da her şeyden korkuyordum. Kanı akan bir tuhaflıktım artık. Doğup büyüdüğüm yere dönmek istemedim. Şehrin tabelasını bile görmek istemedim. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. İstemiyordum. Düşüncesi bile beynimi zonklatıyordu eve dönmenin. Bir yandan da bunu düşündüğüm için utandım kendimden. Kendime ihanet ediyormuşum gibi geldi ne yalan söyleyeyim. Hep başka türlüsünü hayal etmiştim çünkü. Beni ben yapan sokaklara dönüp gülmek gülümsemek istedim. Herhangi bir şeye. Keyifle bir sigara yakmak, iki volta atmak istedim. Bir yerde oturup önümden geçen çocuklara bakmak istedim. Büyüyüp onların arasından sıyrıldığım için güzel bir gurur yaşamak istedim. ‘’Ben yırttım oğlum hadi şimdi size nasıl yırtacağınızı anlatayayım’’ demek istedim. Bir zamanlar aynı sokaklarda ben yürüyordum. okula gidiyordum, kızlarla buluşuyordum ve kendimi beğenmeye çalışıyordum. Yığınla gol atıyordum ama gol orucuna giren forvet gibi hissediyordum kendimi. Bir zamanlar güzeldi. O güzeli bulamayacağımı bildiğimden dönmek istemiyordum geriye. Duygulanıp daha da boktanlaşmanın bi anlamı olduğuna inanmıyordum. Basitti, başka türlü bir şey hayal etmiştim ve şimdi dönemiyordum eve. Başka bir şehirde yabancı bir plaka gibi yaşamaya devam etmek zorundaydım. Burası benim için hep başka bir şehir olmuştu. Aynaya baktığımda huzursuzluk görmekten yılmıştım artık. Havuz kenarında dondurma yalayıp animatörü seyretmek istiyordum. Televizyonda benim asla yaşayamayacağım acılara bakıp acı çekmediğimi düşünmek istiyordum. Çocuk gibi her şeye inanmak istiyordum açıkçası. Sorgulamadan, tahrip olmadan, yıkılmadan, kimsenin yalan söyleyebileceğini düşünmeden. Anneme inanmak istiyordum, babama, sucuya, elektrikçiye, bana ayakakbı satmaya çalışan adama, temizlikçiye, kapıcıya ya da devlet dairesindeki memura. Ama her şey bana evi hatırlatıyordu. Kurtulamıyordum evden. Ev düşüncesi asit gibi yakıyordu her yerimi. Sonuç döndüm o ev denen olguya iyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. Nyse siktiret bunları yarın doğum günüm. bilirsin doğum günlerini sevmem beklemem. anlaşamadığımız bir konuydu bu. sen doğum günlerinin çok özel bir gün olduğunu düşünürdün ben tam tersi. kendimi bildim bileli hiç bir doğum gününü bu kadar beklememiştim. çünkü bu hayattaki özgül ağırlığımı tam olarak anlayacağım. ama şu an sorarsan annemin bile hatırlayacağından şüpheliyim. neyse siktiret bunlar çok dünyevi konular. seni özlüyorum. doğum günü hediyesi için söz vermiştin. olmayacak. Sorun değil. Benim tutamadığım sözlere saydım. hoşçakal bu gece rüyama bekliyorum gel de doğum günümü kutlarız.

http://www.dailymotion.com/video/xx0nah_erdem-yener-ruyalar-kizi_music

17th Mart 2014

Fotoğraf

frida kahlo’nun sevgilisine mektubu.diego riverama..seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diegom. eskiyor bütün bedenler.ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego.ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. dokunduğun kadınlara dokundum.senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. ya da sevmeye çalıştım. içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. öfkem dinmedi diego.her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen. ruhun buna izin vermezdi. oysaki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla.bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.kurbağa sevgilim, diegom… bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

frida kahlo’nun sevgilisine mektubu.

diego riverama..

seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diegom. eskiyor bütün bedenler.

ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego.

ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. dokunduğun kadınlara dokundum.

senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. ya da sevmeye çalıştım. içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. öfkem dinmedi diego.

her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen. ruhun buna izin vermezdi. oysaki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla.

bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.

senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.

kurbağa sevgilim, diegom… bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

27th Aralık 2013

Gönderi

İnsana, yani bana
Türkiye saatine göre kepenk seslerine
Bir dakika on beş saniye kalmışken uyanık olmaya
Alışıyorum tavrına
Hiçbir şey yok gibi yapmaya
Ne dedim? Bilmiyorum
Sadece masanın üstü dağınık ya, üşeniyorum toplamaya
Dağlarıma eşkiya
Pineklenen mağara karanlık
Ve dışarısı curcunaya aç bilaç
Ölü eşkiyanın kalender tüfeği çalınmaz
Demiştim bir keresinde:
Kötü adamların kötülüğü samimi olur
Benim ihanetim günahtan sayılmaz
Umarım demiyorum
Kaldırım hevesimden yere bakmıyorum
Belki bir gün, tamamı yanlış
Bir hata tutturdum diretiyorum
Ben kutsal topraklardan getirilmiş muhalefetin
Tavrından nefret ederken hiçbir kahramanı sevemiyorum
Dağıtılmış ve parçaları mazbut şatoların en alt katlarında
Çürümeye terk edilen enfarktüslere çanak tutup
Kendimce bir devrime son verip
Yerine atlı karıncalar koyup
Manzara değişsin diye kusana kadar
Dünyadan daha da, daha hızlı dönüyorum
Ben içimden sayarken hep aynı rakama gelir, sıkılırım
216! Sahtekar omurgayım
Evcimen duvarda var pürüzsüz yelkovanlar
Ambiyansı parçalarken müstesna nakaratlar
Dünü ve yarını ortadan bugün geçer gibi
İkiye bölüp hatırlıyorum
Bozamam simetriyi
Adım arslan değil saatli marif tahmini
Ve adsız’ın ruh adam’ı hem de, nefret etsem dahi
Geç kalanların terapisi bu
Bilen bilir, monarşi kıtlığında serüvenim bu
Bradikardı, altmıştan geri sayım, dur
İşte o rakamı hatırla yalnızca, küsüratım bu
Çıplak gözlerimle izlemek bir kainatın çökmesini
Buram buram yıkılsın şehirler ve caddeleri
Bu dünya elbet soğuyacak
Ve o zaman her yerin sahibi
Köpekler ve burumuş sigara paketleri.

14th Aralık 2013

Fotoğraf

14th Aralık 2013

Alıntı

"deli, dostunu bulamayan kimsedir. yalnızlık, deliliğin hammaddesidir. bir muhatap bulunca, deliliğin çemberinden çıkarız.mesela, kendimi mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı, delilikten yırtardım. yine de, insan istiyor ki, bir kişiyle olsun bu ‘kalpteki sır’, daha doğrusu ‘kalbin sırrı’ konusunda anlaşabilsin. birisi "evet"desin, "seni anlıyorum. aynı dertten bende de var."
— murat menteş korkma ben varım

14th Aralık 2013

Gönderi

yalnızlık. etrafında ki insanların eksikliğiyle olan bir yalnızlık değil. hepiniz orospu çocuğusunuz tadında yalnızlık. öyle bi yalnızlık ki. etrafındaki 10larca insanı tek bir insanla değiştirmek istercesine yalnızlık. 

neyse bunlar bünyevi konular. dikkat ettiysen dünyevi demedim bünyevi. ben kendi bünyevi problemleri çözemezken dünyevininkiler ağır gelir kaldıramam. bir nevi dünya yansa çokta sikimde değil durumları yani. 

yine anlamıyorsun bu dediklerimi biliyorum. uzun zamandır yoksun. yokum. hani nasıl bir yokluk derecesi bilmiyorum. yani bütünüyle bir yokluk mu yoksa kısmi mi ? yani bu dünya da bir sen bir ben kalsam yinede aramamacasına bir yokluk mu ? 

neyse kafam çok karışık. 

mutsuz ol.

9th Aralık 2013

Fotoğraf

20th Kasım 2013

Gönderi

her insanın beklediği bir kişi vardır bu hayatta. bir telefon açsa aradan seneler geçsede iki eli kanda olsa bile koşup geleceği. 

onunda vardı. aylar sonra neden yapıldığını hala anlayamadığı sönen ateşi küllerinden yeniden yakan o telefon konuşmasında küçücük bi umuda sarılıp yola koyuldu. onu tekrar görmek istiyordu. onunla ilişkisini devam ettirmek, kaldığı yerden devam etmek umrunda değildi. tek amacı 7-8 aydır görmediği ve ölümüne özlediği insanı yarım saatte olsa görmek. 

otobüsten indiğinde nedenini bilmediği bir umut bir mutluluk vardı içinde. hemen o telefonla konustuğunda seni orada bekleyeceğim dediği yere gitti beklemeye başladı. kararlıydı o gelesiye kadar gitmeyecekti. 

telefon açtı ben bekliyorum dedi. telefonda ki soğuk ses boşuna bekleme gelmeyeceğim. nedenlerini söyledim. şimdi kapatmam gerekiyor. sonra görüşürüz dedi. nasıl yani ? nasıl kapatması gerekiyordu. o onun için kilometrelerce uzaktan bir umuda sarılıp gelmişti. mal gibi o banka oturup sadece bekliyordu ve o 1 dakika dahi fazla konuşamamak için kapatması gerekiyordu öyle mi ? gururu kırıldı. o yaşlarda bi erkeğin en çok önem verdiği şeydir gurur. sinirliydi hem kendine hem ona. hem dünyaya. hemen orada yeni açılan bi yere oturdu. gelen uzun saçlı dövmeli adama. bana içki ver dedi. adam ne vereyim deyince bir an afalladı düşünemedi. çünkü onun o an ihtiyacı olan tek şey onu sakinleştirecek o konuşmayı hazmettirecek bir şeylerdi. her hangi bir şey olabilirdi. tekrar alkollü bir şeyler işte farketmez dedi. sesi sinirli çıkmıştı. sonra çalışan biriyle böyle konuştuğu için pişman oldu. adam kötü bi gün geçiriyosun galiba iyi gözükmüyorsun. tamam ben ayarlarım dedi. hayatında hiç tanımadığı bir adamdan böyle bir telkin samimiyetlik görmesi onu daha içki gelmeden sakinleştirmişti. getirdiği o zehir kadar acı bardağı 2 yudumda bitirdi. sormadı bile bu ne diye. bir tane daha istedi onu da aceleyle içti. o uzun saçlı dövmeli adam gündüz vakti bu kadar içme o limonata değil dedi. bu gereksiz espriye zorunluluktan gülümsedi. amaçsızca yürümeye başladı. içki gerçekten çarpmıştı. bazen düşüncelerine engel olamıyor. çevresindekilerin duyacağı şekilde küfür ediyor. sonra da susup kendine sakin ol diyordu. o kadar yürüdü ki nereye gittiğini bile bilmiyordu. belki 1 saat aralıksız yürümüştü. bir yere geldi. eski kitapçılar vardı burada. hayatta ki en büyük zevki kitap karıştırmak olan bir insan için burası bulunmaz bir cennetti. adeta hasan sabbah’ın o meşhur sarayının arka bahçesiydi. hemen kitapların arasına daldı. ne kadar zaman geçirdiğini orada farketmedi bile.bir kitap ilişti gözüne. turgut uyar-göğe bakma durağı. daha önce şiirlerini defallarca okuduğu bu kitabı hemen aldı. o bugün onu görmeye gelecekti ve bu kitabı ona hediye edecekti. o kitap onu tekrar umutlandırmıştı. o bugün onu görmeye gelecekti. kitabı hemen aldı katlayıp montunun cebine koydu. tekrar o banka doğru yürümeye başladı. yolları bilmediğinden geldiği yerden gitmeye çalıştı ama gelirken o kadar sinirli ve alkollüydü ki. nereye gidiyorum diye kafasını kaldırmamıştı. kayboldu. sonra yürümeye devam  etti kimseye sormak istemiyordu. bir yola girdi. ve o yolu hatırladı. bu yoldan onunla birlikte çok geçmişlerdi. gece geç saatlerde geçtikleri için kız korkusundan onun elini sıkıca tutmuştu. o da rahatlatmak için ona espriler yapmıştı. evet bu yolu hatırlıyordu. hafızasını zorlayarak kendi yolunun buldu. o bankta tekrar oturmaya başladı. oturur oturmaz telefon açtı. telefon açılmadı. mesaj attı. tekrar aradı. açtı telefonu. ben hala bekliyorum dedi. kız yine o soğuk sesiyle gelmeyeceğim sebeplerimi söyledim dedi. yine sinirlenmişti çocuk dudaklarını ısırıyodu onu dinlerken. daha çok sinirlendi. sana bugüne kadar tek bir kötü kelime söylemedim ama sen bana bunu bugün yaptın ya buraya gelmedin ya… dedi sustu. yine kötü bir şey söyleyemedi. sustu. neyse hadi eyvallah dedi kapattı telefonu. daha fazla reziliğin gereği yoktu çünkü. yüksek ateşinde verdiği sıcaklıka bunamıştı montu çıkardı attı yere sinirle. oturdu. kaldı. konuştuğu yerde. kendini sakineştirmeye çalıştı sakinleşemiyordu. yeter lan yeter bende insanım diye haykırmak istedi. sustu içinden bağırdı. yine içkiye sığınacaktı etrafına bakındı. tekel bayi buldu. bir şişe votka, rakı veya herhangi bi bok alıp kafaya dikmemek için kendini zor tuttu. bira alayım dedi. aldı. denizin kenarında bi çocuk tek basına gitar çalıyodu. onu rahatsız etmeyecek ama sesini de duyacak şşekilde uzağına oturdu. güneş ona nazire yaparcasına güzel ve mutlu şekilde batıyordu. ya da o an o öyle düşündü. gitar çalan çocuk durdu. sigara yaktı birasından bi yudum aldı. tekrar çalmaya başladı. o bu melodiyi biliyordu. lan oğlum şu durumda bu şarkı çalınır mı gibisinden çocuga baktı. ikisi beraber şarkıyı söylemeye başladılar. kendine iyi bak beni düşünme su akar yatağını bulur. şarkı bitti. çocuk ona dönerek biz ne kaybediyorsak duygusallağımızdan kaybediyoruz be abi dedi. çocukta dertliydi belli. ve derdini ona anlatmak istiyordu. ama çok yanlış adamla karşılaşmıştı. o dert dinlemek istemediğinden zorunluluktan gülümsedi. çocuk o an cok haklıydı bira şişelerini tokuşturdular ve çocuk çalmaya devam etti. o sırada yan taraftan bir bayan sesi geldi. o ses gelesiye kadar o bayanın orada olduğunu farketmemişti bile. döndü kadına baktı. 27-28 yaşlarında siyah ceket siyah pantolon topuklu ayakkabılarla güzel bir kadındı. ona baktı mesai saati çıkışında oraya oturmuştu belli elinde bira şişesi vardı ve ona 2 tane sigara uzattı. gitarınızdan faydalanıyorum. rahatsız olmuyorsunuz dimi buyrun arkadaşınıza da uzatın sigarayı dedi. kadın gitar çalan çocukla onu arkadaş sanmıştı.o sadece teşekkür ederim dedi. çocuğa sigarayı uzattı. güneş batarken gitar çalan bi çocuk o ve bi kadın üçü yanyana içip aynı şarkılara eşlik edip farklı dertlere şişe kaldırıyolardı. güneş iyice batmıştı. ortalık kararmıştı. gitme vakti onun için gelmişti. artık bu şehirde durmanın bi gereği yoktu. kalkmaya hazırlanırken cebinde ki kitabı hatırladı. kitap kıvrılmıştı eliyle düzeltip kadına uzattı. buyrun sigarama karşılık hediyem olsun dedi. kadın kitaba baktı turgut uyar’ı tanımıyordu belli. teşekkür ederim kalkıyo musun dedi. evet gitme vakti geldi dedi. başını hafif öne eğerek kadını selamladı. gitar çalan çocuğa arkadan sarıldı. sen bugün beni mahvettin dedi gülerek çocuğa da sigara paketini bıraktı çocuk istemedi. gitar kutusuna attı pakedi. bir an çocuğa ismini sormayı telefon numarasını bırakmak istedi. ama o güne dair bir şey hatırlamak istemediğinden hadi afiyet olsun dedi kalktı gitti. otobüs durağına doğru gitti. köşede ki kartçıdan tek kullanımlık kart almak istedi. adam tek kullanımlık yok 2 ve 3 var dedi. ama o bir defa kullanacaktı. zaten o şehire bir daha dönmek istemiyordu. bu da kartçı abinin ve o şehrin ona son şakası oldu. otobüse bindi kulaklıklarını taktı. ve bugünün belki de dedesinin ölümünden sonra ki en kötü gün olduğunu düşündü. 

17th Kasım 2013

Gönderi

toparlanamıyorum…

kendime gelemiyorum… 

içimde ki bu boşlukla ne kadar yaşarım daha bilmiyorum. psikolojim çok düzgünmüş gibi davranmaktan bıktım. dışarıya güçlü gibi görünmekten bıktım. amacım ne onu bile bilmiyorum. niye güçlü görünmeye çalışıyorum. öyle ya elalem ne der ? götü başı dağıttı o ya bir daha toparlanamadı dedirtmemek için yaşıyorum. 

kendimi hep güçlü görürdüm. güçlü zannederdim. belki de hayatın bana vurduğu ilk darbede yıkıldım. ayağa kalkmış gibi gözüktüm belki yüksek sesle acımadı ki dedim ama içim adeta çürümüş gibi. 

sikerim lan yeter artık. bıktım bu sakinliğimden bıktım her gün kendime bir rol biçmekten ve bu rolleri oynamaktan. 

neyse sakinim şimdi. seni çok özlüyorum.