Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- yazmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.

20th Mayıs 2014

Gönderi

https://24.media.tumblr.com/503188f683a948e66476755344ab00db/tumblr_n4o6mtF4Ux1qlg2vio2_250.gif film böyle başladı yüksel ! 

filmde pat hayal kırıklığıyla bir ilşkiyi bitirmiş bir adamın psikolojik bunalımlarını çok iyi oynamış. psikolojik tedaviden çıktıktan sonra ilişkide kadınını mutlu edemeyen erkeğin ayrılık sonrası onun istediği gibi bir adam olma telaşları çok yerinde. onun istediği kitapları okuması her ne kadar mutsuz sonla bitse de ve pat mutsuz sonlardan nefrette etse o kitapları okuyor kilo veriyor koşuyor niki’nin hoşuna gidecek her şeyi yapıyor. ve karşısına çıkan her kadına niki’nin yerini alacak korkusuyla kendinden  nefret ettiriyor onlardan uzaklaşıyor.

 http://24.media.tumblr.com/fc970c266cb602d0435c0f26d97724d2/tumblr_mhd7w2kQhS1qg462ao1_500.gif  

yani nikiye olan sevgisi bir aşk değil tamamen  takıntı.  

https://31.media.tumblr.com/68e03d6aa1cd10bd9a26fa5a83d1eb5e/tumblr_n4o6mtF4Ux1qlg2vio8_250.gif  

ama tiffany inatçı bir şekilde hayatına giriyor pat’in. neyse uzun uzadıya anlatmayacağım filmi bundan sonrası bilindik şeyler. ama pat’in ayrılık sonrası tüm psikolojik bunalımlarını yaşamış biri olarak buraya kadar olan kısmından etkilendim iyi işlemiş.film güzel. bir gün bir tiffany’m olursa izletirim.  

18th Mayıs 2014

Gönderi

buraya niye yazıyorum biliyor musun ? kendimi yalnız hissettiğimde sanki karşımda seninle konuşuyormuş gibi hissediyorum. beni en iyi sen tanırsın sen anlarsın derdimi sana anlatıyorum. ve bir de tabi ki yıllar sonra o gün geldiğinde ne kadar salak olduğumu anlamak için buraları okuyacağım elimde bir bira ve keyif sigarasıyla.

13th Mayıs 2014

Gönderi 2 notla

bazı günler kusmak istiyorum. saatlerce kusmak karın kaslarım yırtılırcasına iç organlarımı dışarı çıkarırcasına. kusmak istiyorum içimde ki zehiri. kusmak istiyorum içimde ki mutsuzluğu. gün içerisinde mutlu oluyorum, mutsuz oluyorum, efkarlanıyorum, sinirleniyorum,acıyorum,üzülüyorum duygulardan duygulara yolculuk yaparken nasıl hissedersem hissedeyim içimde ki o yarım nefes geçmiyor. hep bi yarım nefes. her şey eksik. sevincimde üzüntümde her şey eksik.

yalnızlıktan neden korktuğumu unutmuştum. şimdi hatırladım. dünyanın en sıkıcı insanıyım. kendimle baş başa kalınca kendime tahammül edemiyorum. kendime tahammül edemediğim için kalabalıklara karışıp karakterlerin en azından tahammül edeceklerimle oturuyorum. çünkü kendimden nefret ettiğim kadar onlardan nefret etmiyorum.   

kadınlar… kadınların bir çoğu hatta hepsi tekbenciler. yani, dünyanın kendileri etrafında döndüğünü sanmanın ötesinde, varoluşu ancak kendi varoluşlarıyla anlamlandırırlar. boyalı suratlarının ardında ki ”hiç”i yüzlerine vurduğunda kötü olursun. çünkü onların kutsalına dokunmuşsundur. yarattığı küçük dağları yıkmışsındır. sen kendini beğenmişsindir çünkü onu beğenmemişsindir. sizin suçunuz yok. birinizin acıttığı canımın acısını hepinizden çıkarmak istediğimi biliyorum. bu yüzden size içten içe nefret besliyorum canınızı yakmaktan adeta haz duyuyorum. tüm kalbimle kırdığım kalplerinizden özür diliyorum. barış bıçakcı şöyle demişti sizin hakkınızda kadınlardan ne çok şey istiyoruz diye düşünüyor. bizi affetsinler, bize memelerini göstersinler ve ölümsüzlük versinler yeter

özlemek bir daha göremeyeceğini bilerek özlemek. belki onu değil o günleri özlemek. acı çekerek özlemek. özlediğinde bir şey bulamamak; yine hiçbir şeyin değişmediğini fark ederek söndürdüm sigaramı. salonun ortasında hiçbir yere bakmayarak oturdum saatlerce. artık acı bile çekmediğimi hissettim. sigara sigarayı getirir. yalnızlık yalnızlığı. bir şey yapıp kafamı dağıtmak istedim. yapacak bir şey bulamadım. senin beni aramanı umarak kendimi önemli hissetmek istedim. hissedemedim.

- nasılsın?
-iyiyim.
-bir şeye ihtiyacın var mı?
- yok. sağol.
- emin misin?
- değilim.

bir şeylere gülmek istedim. mutlu insanlarınki gibi ama. gerçek gerçek. gülemedim. sonra da gülmedim..

13th Mayıs 2014

Gönderi

Aklına gelmezse nerden bileceksin nasıl olduğunu. Sormazsan kendine nasılsın diye cevap vermene gerek de kalmaz. Evin salonunun ortasında pencereden sokak köpeklerine bakarken ne yapacaksın cevapları? Otur reality show izle. Maç izle. Başkalarının mücadelerini. Kendini onların yerine koy. Kahramanın yokluğunu düşün. Markete git, ekmek al, markete git sigara al, markete git içki al, kasiyer kızlarla muhabbet et, sebze fiyatlarını kontrol et, dana kıymanın kilosu artmış mı acaba? Market arabalarına para takıyorlar. 1 lira. İğrenç insanlar alıp gitmesinler diye, yeni moda olmuş meğerse. Herkes herkesin hırsız olabileceğini düşünüyor. Doğru ama kendi hırsızları ilgilendiriyor insanları öyle değil mi? Onun arabasını çalmıyorsa sorun yok. Hırsız kendi evine girdiği takdirde hırsız. Köpeklere bak. Doğada uzun yürüyüşlere çık. Ava git, tavşan öldür, ağaçlarla beslen, ateş yak, balık tut, gökyüzüne ateş et. Bir çadırda ellerini dizlerine kitleyip otur. Hayvan misali düşün. Uyu. Uyan. Konuş insanlarla. Pazara git. Yükselen vasatlığın sesini duy. Sıradanlığın sesini duy. Emekliler, ev hanımları, öğrenciler. Pazara gitmeyi ekonomi yapmak zanneden janti iş çocukları. Kulaklarında bluetooth kulaklıklar. Sınıf kaygısı içindeler. Kandırmaya çalışanlarla kandırılmamaya çalışanlar arasındaki bir mücadele . Sabah kandırmaya çalışan akşam kanmamaya çalışıyor. Basit ama olması gereken bir kavga bu. Bitmeyen kavga. Her şeyi unut ve insanların seslerine kulak ver, durmadan birbirlerine bağırıyorlar. Bitmeyen uzun kuyruklar. Televizyonda bir ülkenin kayboluşunu izle. Bir toplumun çöktüğüne şahit ol. Hiçbir şey yokmuş gibi konuşmaya devam et. Anlat istersen. Anlatmak istiyorsun değil mi? Şöyle bi kahve içip. Bütün bildiklerini. Abi yapma allah aşkına. Gücünün yetmediğini gör. Yoğurt ye. Karbonhidratları ezberle. Proteinlere dokun. Günde kaç litre su içmek gerektiğini öğren. Yeşil gıda tüket. Organik ürün kovala. Devlet bizi öldürmek istiyor. Kanserden kaç. Koşarak uzaklaşamazsın bir bisiklete bin. Derin nefes al. Yemekli sohbetlere git. Gülümse. Fotoğraf çektir. Pencereden köpeklere bak, Eskişehir yolundan geçen şehirlerarası otobüslere bak, içindeki insanları düşün, nerden geldiklerini düşün. Nereye gittiklerini düşün. Ya da düşünme sadece bak. Mal gibi bir hayvan gibi bak. Başkalarının hayatını yaşamaktan iyidir ama başkalarının hayatını düşünmek. O adamın ellerine ne olduğunu bulmaya çalış. Buruşmuş, tornavida gibi sert ellerine bak. Yalnız olmadıklarını göstermeye çalışan insanların gözlerine bak. Kimse güçsüz görünmek istemiyor. Herkes korkuyor. Haberlerde, kendisini aldatan kocasını baltayla öldürmüş temizlikçi kadının biri. Geçim sıkıntısı ve aşk. Varoşlar da sever. Herif ara sıra çalışan parazit büyük ihtimalle. Kadın sevmiş bunu. Kim kimi kandırdı bilmiyoruz. Görücü usulü belki. Kadının canı çıkıyor her gün temizlik. Adam karı parası yiyor. Kadın sabrediyor. Çocuklar bir yandan. Başkalarının bokunu temizlemek bir yandan, evin işi bir yadan. Adam bir de başka kadınlarla kırıştırıyor. Belki kadının parasıyla kumar da oynuyor. Başkalarının parasına şans. Belki içiyor da. Bu hayatın bir anlamı kalmadı onun için artık. Kesiyor baltayla adamı raskolnikov gibi. 
İbrahim hocamız vardı ortaokulda. Bir gün bir soru sordu. Mütevazı bir devlet okulu. Dostoyevski diye birini duydunuz mu? Sınıftan çıt yok. Apo var bir tane arkadaş, babası bisiklet tamircisi. İbo var bi tane babası belediyede işçi. Güldüler kendi aralarında. O kim amınakoyim filan dediler. Kızlar duydu. Onlar da güldü. Bi an hocanın sözlü sınav yapacağını da sananlar oldu. Gözlerini kaçırdılar adamdan. Herkes bana sormasın bana sormasın diye kafalarını kaçırmaya devam ederken atladım ben. Duydum dedim. Kim dedi. Yazar dedim. Aferin oğlum dedi. Peki ne yazar dedi bu adam? Bilmiyorum dedim. Çantasını açtı. 1970’lerden kalma, sayfaları sapsarı, kapağı eski püskü bir kitap çıkarttı. Kitabı elinde sallayarak bana doğru gelmeye başladı. Okumak ister misin dedi. İsterim dedim. O zaman okuyup bana ne anladığını yaz dedi. Peki dedim. Kitabı büyük bir heyecanla okudum. Suç ve Ceza. Her sayfasını ürpererek okudum. Çok etkilenmiştim. Ondan önce de okuduğum bir kitabı hatırlamıyorum açıkçası. Gayet yüzeysel bir şekilde ne anladığımı yazıp İbrahim hoca’ya kağıdı verdim. Üç günde bitirmiştim kitabı. Etkilendiğimi görmüş olacak ki başka kitaplar önermeye başladı hemen bana. Tabii daha sonra kitabı tekrar okudum. Temizlikçi kadını düşündüm. Ne anlatıyordu kitap? Temizlikçi kadının niye kocasını öldürdüğünü anlatıyordu. Apo’nun annesi olabilirdi o kadın ya da ibo’nun. Hala bir kitapçıdan içeri girdiğimde İbrahim hoca’yı anımsarım. İki tane takım elbisesi vardı. Birer haftayla değiştirirdi. Biri kahverengiydi. Bok koyusu kahverengi. Kahverengi de kravatı vardı. Kalın, çok kalın camlı bir gözlüğü, geniş ve uzun bıyıkları vardı. Bir de gri takımı vardı. Çocuklar dalga geçerdi adamın yoksulluğuyla kendi sanki ailelerinin durumları iyiymiş gibi. Yoksullar gaddar olur. Hele de birbirlerine karşı. Ama İbrahim hoca gördüğüm en zarif yoksullardan biriydi. Tertemiz bir Türkçesi vardı. Üstüne alacak bir şeyi yoktu ama üstü başı hep temizdi. Elleri, tırnakları. Böyle bir dünyada birine edebiyatı sevdirmek müthiş bir şey bence. Hangi kitabı elime alsam, hangi kitapçıdan içeri girsem hala onu hatırlarım. Yaşıyor mu hala bilmiyorum şimdi. Ustamdı. Ustalar ölmez.

13th Mayıs 2014

Ses dosyası gönderisi

suç olmadan dönerken bir otopsi sabahından
doğrulurken öfkenden iki adım uzağımda
boynundan göğsüne denk düşen bulvar
devrilen binalar acıbadem durağı’nda.
ayır dudak payı yırtık ruhum, ayrık
mukadderat zift, tut ki kaldık ayrı gayrı
saklanma! patika yol zaman zalim
fezanın yangınlardan yadigar halim
objeler ihvanlık, nesneler objektif
eskimez insanlık, eskimoyu katletti
kan döker kalbe vermez direktif
zamanla ağır geldi taktığım sudan bileklik
göstermez gündüz gözü camımda kör sineklik
kör bıçaktım. üstümü örtmeseydin.
bıraksaydın da son sözümü söyleseydim.
arar bulurdun gerçekten özleseydin

aslında şaşkınım
yıllar olmuş attığın kurşunun bıraktığı
şuurumun sakatlığından
yanında yattığımdan, dibe battığımdan
sesimi sildiğinden, şarkımı kısalttığından
fakülte çıkışı yaktığım sigaraydın.
bu aşkı kılıcım bile karşılayamazdı.
ölümle atlar nasıl yarışır..
böyle olmasaydı
biz birbirimizi her zaman üzerdik
bizim bütün düzenimiz kargaşada düzendi
sen dudağını kilitlerdin, ağlayıp küserdin inan
dokunulamayacak kadar güzeldin.
ey o zalim şüpheyi şakağıma vuran çelişki!
ey onun elini tutunca dağılan kalabalık!
gökyüzüne baktığımda saygın bir subay görüyorum
bu haydut kibrimi bir tarafa bırakıp

ruhun sevmek istediğinden nefret etmek zor
onsuz ağaç gibisin hiç akraban yok
sor kaç semt kaç durak ağlanır
kaç eşya ayaklanır, kaç kadın yasaklanır
aşkın ilk nefes bilgeliğin son gasp edilir
sabahın körü yüzümde tokat sersemliğin
odam boş diyelim ki bugün savaş bitti
ne var yani adımlarını alsan geri
bilirsin hayat bir bakıma güzeldir.
dar sokaklar, poz veren eski dostlar gibi
mercedes gibi, turkuaz gibi, yaz gibi
fazla bir mektup, son bir şans gibi

Kaynak: SoundCloud / Karaçalı

6th Mayıs 2014

Gönderi

Hayalini kurduğum, gerçekleştirmek istediğim ne varsa el birliğiyle içine sıçtılar. Artık hayal kurmaktan yoruldum. Herkes çok konuşuyor ve hepsi de kendinden çok emin. İnandıkları doğruları ispatlama gereği bile duymuyorlar. Herkes her şeyi biliyor. ”Az bir sakin olun, hanginize inanacağımı şaşırdım” diye bağırmak istiyorum. Ama bağırmıyorum. Onun yerine bir sigara daha sarıyorum. Çünkü birini dinlerken gözlerine bakamıyorum. Hepimizin gözlerinde birer mezar taşı gizli. Benimkinin üstünde yazanları okutmak istemiyorum. Karanlıkta uyuyamadığım için geceleri çalışıyorum. Sessizlikten korktuğum için kalabalığa karışıyorum. Başka türlü kafamdaki sesleri susturamıyorum. Ömrüm boyunca onlara benzememek için uğraştım. İşin kötüsü onların kim olduğunu bile bilmiyorum. Önce kafamın içinde bir çember oluşturuyorum. Sonra da onun etrafında dönüp duruyorum. Yaşlanmak; geleceğini düşlemeyi bırakıp geçmişini düşünmekle başlıyor.

13th Nisan 2014

Bağlantı

http://www.youtube.com/attribution_link?a=QcbWodro1Kc&u=/watch?v=AIIovpUQiro&feature=share →

kafa dumanlıyken rast geldim bu şarkıya. sözlerini anlamadığım halde içime o kadar derin işledi ki mahvoldum. hatırlamak istemeyeceğim ne kadar anı varsa hepsini teker teker hatırlattı. sonra sözlerine bakma gafletinde bulundum.hani bazı şarkılar vardır lan bunu ben yazdım galiba dersiniz. bu dünya da yalnız değilmişim benim gibi başkaları da varmış dersiniz ya. işte bu şarkıda ben onu gördüm. bu şarkıyı yazanın da bu şarkıyı yazdıranın da söyleyenin de amına koyim.

hiç fark etmez ne zaman döneceğin
hayatta kalırım, yaşadıkça öğreniyoruz
seni düşünüyordum bebeğim
şafağın ilk ışıkları ve tüm hüznümle
gece gündüz, hep seni özlüyorum

seni düşünüyordum bebeğim
neredeyse aklımı yitirecektim
gel benimle yaşa

hiç fark etmez, ister kazan ister kaybet
derdin ortasına doğunca hüznü hep yaşıyorsun

seni düşünüyordum bebeğim

bu beni neredeyse delirtiyor, çocuk
sen yokken hiçbir şey yolunda değil
sırf yakınımda olman için her şeyimi verirdim
sana bir mektup yazıp anlatmaya çalıştım
ama sen bir türlü samimi olduğuma inanmıyorsun

seni düşünüyordum bebeğim…

planlar ve hesaplar, ümitler ve korkular
bunca yıldır yok saydığım hayaller

seni düşünüyordum bebeğim, benimle yaşadığını, şey…
seni düşünüyordum bebeğim, o kadar istiyorum ki… çocuğum

sen yokken hiçbir şey yolunda değil
sırf yakınımda olman için her şeyimi verirdim
sana bir mektup yazıp anlatmaya çalıştım
ama sen bir türlü samimi olduğuma inanmıyorsun
seni düşünüyordum bebeğim, seni yanımda istiyorum.

4th Nisan 2014

Gönderi

SA sevgili milena.

çok yalnızım. Başlarda iyi geliyordu bu meret omuzlarında hiç bir yük hissetmemek iyi bir duyguydu. Ama içine söz geçirememek diye bir şey var. bu iç tam olarak nerede bilmiyorum. kalp mi ? değil. Kalp değil çünkü kalbim acımıyor. o öyle kendi çapında atmakla meşgul. beni veya seni düşündüğünü sanmıyorum. ama iç diye bir yer kendim kendime ne kadar engel olsam da içim çok özlüyor. bu salt acının sebebinin sadece sen olduğunu söylersem sana haksızlık yapmış olurum. Dünyada ki herkesin bu acıda parmağı var. sen varken kendimi o kadar inandırmışım ki o var bana bir şey olmaz ben yalnız kalamam cümlesine yokluğuna alışamamın temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. çünkü seni hayatımın her yerine koymuşum başkasına ihtiyaç duymamışım. Şimdi sayende insanları sevmiyorum. onlarla konuşamıyorum. onları sevindirecek ya da kendimi sevdirecek bir şey yapamıyorum. neden ? içimden gelmiyor. bak yine iç dedim bu iç tam olarak neresi bilmiyorum. O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ya hiçbir şeyden korkmuyordum ya da her şeyden korkuyordum. Kanı akan bir tuhaflıktım artık. Doğup büyüdüğüm yere dönmek istemedim. Şehrin tabelasını bile görmek istemedim. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. İstemiyordum. Düşüncesi bile beynimi zonklatıyordu eve dönmenin. Bir yandan da bunu düşündüğüm için utandım kendimden. Kendime ihanet ediyormuşum gibi geldi ne yalan söyleyeyim. Hep başka türlüsünü hayal etmiştim çünkü. Beni ben yapan sokaklara dönüp gülmek gülümsemek istedim. Herhangi bir şeye. Keyifle bir sigara yakmak, iki volta atmak istedim. Bir yerde oturup önümden geçen çocuklara bakmak istedim. Büyüyüp onların arasından sıyrıldığım için güzel bir gurur yaşamak istedim. ‘’Ben yırttım oğlum hadi şimdi size nasıl yırtacağınızı anlatayayım’’ demek istedim. Bir zamanlar aynı sokaklarda ben yürüyordum. okula gidiyordum, kızlarla buluşuyordum ve kendimi beğenmeye çalışıyordum. Yığınla gol atıyordum ama gol orucuna giren forvet gibi hissediyordum kendimi. Bir zamanlar güzeldi. O güzeli bulamayacağımı bildiğimden dönmek istemiyordum geriye. Duygulanıp daha da boktanlaşmanın bi anlamı olduğuna inanmıyordum. Basitti, başka türlü bir şey hayal etmiştim ve şimdi dönemiyordum eve. Başka bir şehirde yabancı bir plaka gibi yaşamaya devam etmek zorundaydım. Burası benim için hep başka bir şehir olmuştu. Aynaya baktığımda huzursuzluk görmekten yılmıştım artık. Havuz kenarında dondurma yalayıp animatörü seyretmek istiyordum. Televizyonda benim asla yaşayamayacağım acılara bakıp acı çekmediğimi düşünmek istiyordum. Çocuk gibi her şeye inanmak istiyordum açıkçası. Sorgulamadan, tahrip olmadan, yıkılmadan, kimsenin yalan söyleyebileceğini düşünmeden. Anneme inanmak istiyordum, babama, sucuya, elektrikçiye, bana ayakakbı satmaya çalışan adama, temizlikçiye, kapıcıya ya da devlet dairesindeki memura. Ama her şey bana evi hatırlatıyordu. Kurtulamıyordum evden. Ev düşüncesi asit gibi yakıyordu her yerimi. Sonuç döndüm o ev denen olguya iyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. Nyse siktiret bunları yarın doğum günüm. bilirsin doğum günlerini sevmem beklemem. anlaşamadığımız bir konuydu bu. sen doğum günlerinin çok özel bir gün olduğunu düşünürdün ben tam tersi. kendimi bildim bileli hiç bir doğum gününü bu kadar beklememiştim. çünkü bu hayattaki özgül ağırlığımı tam olarak anlayacağım. ama şu an sorarsan annemin bile hatırlayacağından şüpheliyim. neyse siktiret bunlar çok dünyevi konular. seni özlüyorum. doğum günü hediyesi için söz vermiştin. olmayacak. Sorun değil. Benim tutamadığım sözlere saydım. hoşçakal bu gece rüyama bekliyorum gel de doğum günümü kutlarız.

http://www.dailymotion.com/video/xx0nah_erdem-yener-ruyalar-kizi_music

17th Mart 2014

Fotoğraf

frida kahlo’nun sevgilisine mektubu.diego riverama..seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diegom. eskiyor bütün bedenler.ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego.ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. dokunduğun kadınlara dokundum.senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. ya da sevmeye çalıştım. içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. öfkem dinmedi diego.her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen. ruhun buna izin vermezdi. oysaki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla.bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.kurbağa sevgilim, diegom… bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

frida kahlo’nun sevgilisine mektubu.

diego riverama..

seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diegom. eskiyor bütün bedenler.

ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego.

ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. dokunduğun kadınlara dokundum.

senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. ya da sevmeye çalıştım. içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. öfkem dinmedi diego.

her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen. ruhun buna izin vermezdi. oysaki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla.

bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.

senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.

kurbağa sevgilim, diegom… bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

27th Aralık 2013

Gönderi

İnsana, yani bana
Türkiye saatine göre kepenk seslerine
Bir dakika on beş saniye kalmışken uyanık olmaya
Alışıyorum tavrına
Hiçbir şey yok gibi yapmaya
Ne dedim? Bilmiyorum
Sadece masanın üstü dağınık ya, üşeniyorum toplamaya
Dağlarıma eşkiya
Pineklenen mağara karanlık
Ve dışarısı curcunaya aç bilaç
Ölü eşkiyanın kalender tüfeği çalınmaz
Demiştim bir keresinde:
Kötü adamların kötülüğü samimi olur
Benim ihanetim günahtan sayılmaz
Umarım demiyorum
Kaldırım hevesimden yere bakmıyorum
Belki bir gün, tamamı yanlış
Bir hata tutturdum diretiyorum
Ben kutsal topraklardan getirilmiş muhalefetin
Tavrından nefret ederken hiçbir kahramanı sevemiyorum
Dağıtılmış ve parçaları mazbut şatoların en alt katlarında
Çürümeye terk edilen enfarktüslere çanak tutup
Kendimce bir devrime son verip
Yerine atlı karıncalar koyup
Manzara değişsin diye kusana kadar
Dünyadan daha da, daha hızlı dönüyorum
Ben içimden sayarken hep aynı rakama gelir, sıkılırım
216! Sahtekar omurgayım
Evcimen duvarda var pürüzsüz yelkovanlar
Ambiyansı parçalarken müstesna nakaratlar
Dünü ve yarını ortadan bugün geçer gibi
İkiye bölüp hatırlıyorum
Bozamam simetriyi
Adım arslan değil saatli marif tahmini
Ve adsız’ın ruh adam’ı hem de, nefret etsem dahi
Geç kalanların terapisi bu
Bilen bilir, monarşi kıtlığında serüvenim bu
Bradikardı, altmıştan geri sayım, dur
İşte o rakamı hatırla yalnızca, küsüratım bu
Çıplak gözlerimle izlemek bir kainatın çökmesini
Buram buram yıkılsın şehirler ve caddeleri
Bu dünya elbet soğuyacak
Ve o zaman her yerin sahibi
Köpekler ve burumuş sigara paketleri.